Wednesday, July 8, 2009

Hükümette olan iyimser konuşur ama inandırıcı olabilmek önemlidir

SABANCI Üniversitesi’nin Bankalar Caddesi’ndeki İstanbul Politikalar Merkezi’ndeyiz (IPM). Merkezin Direktörü Prof. Üstün Ergüder’in yanında eski UNDP Başkanı, şimdinin Brookings Institute Başkan Yardımcısı, Sabancı Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi Kemal Derviş var.

Önceki gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e öğlen yemeğinde konuk olan Kemal Derviş, söze “kriz ve ekonomistler” özeleştirisiyle girdi:

* Ekonomistler büyük çoğunlukla yaşanan krizin boyutlarını öngöremedi, öngörüler çok yanıldı. Şu anda da en iyi uzmanlar bile 3 ay, 6 ay sonrasını görebilecek durumda değil.

Sonra Hindistan’da yaptığı bir konuşmaya uzandı:

* Aslında Bombay’daki konuşmamda krize dönük öngörülerimi ortaya koymuştum. Ciddi bir finans krizi öngörüyordum. Ama ABD’de, İngiltere’de bankaların devletleştirilmesi sonucunu getirecek kadar aşılamayacak bir kriz beklemiyordum.

Brookings Institute’da global ekonomiden sorumlu Başkan Yardımcısı olan Derviş, bir de durum saptaması yaptı:

* Dünya ekonomisi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana küçülme yaşamamıştı.

Kemal Derviş, yaşanan global krizin dünyada hiçbir ülkeyi “teğet” geçmeyeceği kanısında:

* Bankaların “zehirli varlıkları” temelde ABD ve Avrupa ülkelerini etkiledi. Ama kredi daralması, bütün dünyayı etkisi aldı. Gelişmekte olan ülkelere yönelik kredi miktarı 900 milyar dolardan 140 milyar dolara indi.

Ancak Derviş, Çin’i ve Hindistan’ı biraz ayrı tuttu:

* Çin ve Hindistan, krizden biraz daha az etkileniyor. Hindistan sanırım 2009’u yüzde 6.5 büyümeyle tamamlar. Önümüzdeki dönemde Çin ve Hindistan’ın dünya ekonomisindeki payı artacak, 2030’da yüzde 25’e çıkacak.

Hindistan’dan kendisini etkileyen iki örnek verdi:

* Hindistan, 1900-91’de kriz yaşadı. Sonra adım adım reformlar yaptı. İç tasarruf oranını milli gelirin yüzde 20’sinden yüzde 35’ine çıkardı. Nasıl yaptılar bilmiyorum ama yükselttiler. Ayrıca, tarımda herkese 100 günlük iş garantisi verdiler. Bu da önemli sosyal politika oldu.

* Ya Türkiye’de durum nasıl?

- Türkiye’de tasarrufların milli gelire oranı yüzde 16-17’lerde. Yani, yetersiz.

* Yani?

- Bu tasarruf oranıyla Türkiye en fazla yılda yüzde 4-5 büyüme yaratabilir. Oysa bize istikrarlı şekilde yıllık yüzde 7 dolayında büyüme gerek. Tasarruf oranının yüzde 22-25’lere çıkması gerek. İç tasarrufu artıramadığımız durumda dışardan kaynak sağlamak gerekiyor.

* Peki, “Kriz Türkiye’yi teğet geçiyor” değerlendirmeleri doğru mu?

- Hükümette olanların, “Öldük, bittik” deme şansı yok. Ben de hükümette görev aldım. Beklenti yönetimi açısından iyimserlik aşılamak zorundasınız.

* İyimser konuşurken gereken de yapılmalı değil mi?

- Bu durumda önemli olan inandırıcılık. Koyduğunuz hedefler gerçekleştikçe, o zaman kamuoyunda inandırıcılığınız artar.

* Peki Türkiye, 2010’da yeniden büyümeye geçer mi?

- Ben dünyada da, Türkiye’de de 2010’da büyümeye geçileceğine inanıyorum.

Derviş’in değerlendirmelerine bakılırsa, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Kriz bizi teğet geçiyor” mesajlarına pek kızmamak gerekiyor...

Atılan adımların “inandırıcı” olması şartıyla...

Yüzde 13.8 küçülmeye takılıp kalmayalım

KEMAL Derviş, Türkiye’nin kriz öncesi çok olumlu bir “çark” yakaladığına dikkat çekti:

* Türkiye’nin yakaladığı büyük çıkış, dünya kriziyle kesintiye uğradı.

- Bu yılın ilk çeyreğinde küçülme yüzde 13.8 oldu...

* Kısa vadeli oranlara çok da takılıp kalmamak gerek. Önemli olan sonraki gerçekleşmelerin nasıl seyrettiği.

Derviş’in “yüzde 13.8 küçülmeye takılıp kalmayın” sözü bana Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın fırçasını anımsattı: “Bu küçülmeyi zaten bekliyorduk. Gereksiz yiere abartıyorlar. Çünkü, artık Türkiye’de yukarı çıkış başladı...”

Cari açık milli gelirin yüzde 3’ünü geçmemeli

KEMAL Derviş, cari açıkla ilgili daha önce zaman zaman verdiği mesajı yineledi:

- Gerçi bu yıl ciddi sorun olmaktan çıktı ama Türkiye’nin cari açığa dikkat etmesi gerekiyor. Milli gelirin yüzde 3’ünü geçmemeli. 4-5-6 gibi oranlar hep kırılganlık kaynağıdır.

* Cari açıkta bu kadar kesin çizgi çizilirse, Türkiye yüzde 7 dolayındaki büyümeyi nasıl yakalayacak?

- Maliye politikalarıyla dengeyi kurmak gerekiyor. Kriz sonrası çıkış döneminde de cari açık konusuna dikkat edilmeli.

IMF’de “Fırtınadan sonra büyüme”yi anlatacak

Kemal Derviş, ekim ayı başında İstanbul’da gerçekleşecek Uluslar arası Para Fonu(IMF)- Dünya Bankası ortak toplantılarının önemli konuşmacılarından biri olacak:
“Fırtınadan sonra büyüme”yi anlatmaya çalışacağım. Bu yaz konuşmayı hazırlayacağım.

Derviş, ayrıca toplantıların İstanbul’da yapılmasının önemine dikkat çekti:

IMF-Dünya Bankası toplantılarının İstanbul’da gerçekleştirilmesi dünyanın dikkatini buraya çekecek.

Derviş’e Sabancı’da ‘IBO’ diyorlar

SABANCI Üniversitesi’nin İstanbul Politikalar Merkezi (IPM) Direktörü Prof. Üstün Ergüder, Kemal Derviş’in üniversitedeki Uluslararası Danışma Kurulu üyeliğini anlatırken takıldı:

- Kemal bizim “IBO”muz...,

* Ne demek IBO?

- International Board Overseas’in kısaltması.


(iyimser olmak iyi de bu resmen pollyannacılık her şey iyi/güzel diyemezsiniz yüzde 13.8 ülkemiz küçülüyor ve buna takılmayın deniyor. Nedir %13 küçülmek ? her yüz kişiden 13ü işini kaybediyor/işsiz kalıyor, her yüz üreticiden 13ü fabrikasını kapatıyor, her yüz yatırımcıdan 13ü yatırım yapmaktan vazgeçiyor... böyle sıralayabiliriz. bu küçümsenecek bi oran değildir ve iyimser davranarak da milletin karnını doyuramazsınız ! )

Thursday, May 28, 2009

Seni içimden terk ediyorum

binmediğim hiçbir otobüs
beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
gittikçe azalıyor hayat
neyi erken yaşadıysam
hep ona geç kalıyorum

sana göçüyorum her sonbahar
yolların çıkmıyor aşkıma
unuttuğun yağmurların adı saklımda
seni içimden terk ediyorum

susmaktan yoruldum
kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum
tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
seni içimden terk ediyorum

ne unutacak kadar nefret ettin
ne hatırlayacak kadar sevdin
yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin
biliyorum
beni hep bulmamak için aradın
yanılgımdın
yandığımdın
yangındın

sensizliğe yenilmek
sana yenilmekten zor olsa da
ardımda bir sürü belkiler bırakarak
seni içimden terk ediyorum

şimdi
içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
iki yarım kaldık
tamamlayamadık bizi
elimden tutmadın
yalnızlığımın saçlarımı da uzaklarına gömdün
içimin mavisi senin okyanusundandı
al geri veriyorum
kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
sana bensizliği terk ediyorum

yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin
aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi

ne tuhaf değil mi
içimi acıtan da sendin
acımı dindirecek olan da
ya öldür beni dedim
ya da git benden
içi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim

aldırmadın aldırmalarıma
bir gecede yakıp yarini
şafaklara sattın ihanetini
külüme basanlar bile utandı yaptığından

işte soluk bir ömrün
son nefesi
benden
içimden
terk ediyorum

Kahraman Tazeoğlu

Git

Şimdi gidiyorsun
Git
Oysa senden tek bir damla istemiştim
Sana kocaman bir deniz sunmak için
Şimdi gidiyorsun
Git

Ne zaman başladı bu hikaye
Anımsamak zor
Gençtim
Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
Komazdı öyle üç-beş nöbetleri
Geceler içimi acıtmazdı böyle

Bir insan bu kadar eksilebilir mi

Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
Bu şehrin biryerlerinde
Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
O adam bendim unuttun mu
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı


İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin

Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git
Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
Bütün ışıklarımı söndürüyorsun

Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
Yazıklar olsun yazıklar olsun
Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
Hani sen sevdiğini
Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

Uzun lafın kısası yoktur
Anlatacağım çok şey var
Hoyrat bir rüzgar gibi geldin
Aklımı hayatımı dağıttın
Şimdi gidiyorsun
Git

Daha ayrılığa bile çarpmadan
Aşk bize döndü
Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
Ama sana dokunmak da yasak bana
Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
Sen var ya sen Allah kahretsin

Yani şimdi
Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
Yani şimdi başkaları mı sevecek seni
Ben saçlarını okşadığım zaman
Ellerin öksüz kalırdı
Şimdi gidiyorsun git

Kahraman Tazeoğlu

Barkod değil ensemdeki,nasıl satın alacaksın beni ?

’tüm yaraları sen açtığın halde, sende sarmak istiyorum yarınları…/
Derdime deva olamazken, yeniden yalanım olabileceğini nerenden çıkardın ?..’’
Buram buram acı kokuyor, bir parça ister misin? verebilecek başka şeyim kalmadı
Işlediğim kaneviçeli düşlerimden geriye..

beni sevda sözlerinin en üst tepelerinde yaşatsınlar,
Sevmediğim halde öpüşeyim, sevişmediğim halde çocuklarımın babaları olmalarına izin vereyim istiyorum.. Başka adamlara aldanmaya çalışıyorum.
Tuhaf ki, bu sefer mantık salgılıyor kalbim !...

hayatın korkulukları yok, ayağa kalkacaksam
Düşmeyi göze alacağım..şimdilik emeklemek tercihim../
emekli olmak istiyorum
Bana ayrılan bu yaşamdan../ diğer fanilere iyi yaş(l)anmalar …

Yaradanın emriyle oku’yorum../ kendimden başlıyorum bir bilimin insan ilmiğinde ne kadar
Ilim olduğunu anlamaya. bakalım ne kadar zararlıymışım bulunduğum ortamlara../
Kabuk tutan yar(a)larımdan kolye yapsam, takabileceğin boyunlar bulur musun ?
Bir kadın teni beyaz ve titrek../ benden başka tüm kuğulara yaraşır ürkek haller..

Boşluğuna çok asılınca, düştü mü varlığın ?
görebileceğim yerlere koyma kendini,
Her inanış biraz daha aldanış..//

Dilimde sızlayan acının sebebi, sürülen biberlerdendir, su geçirir sanmışım..
Ah ben o soğuk suların tümünü senin şerefine içmişim..
Kadehlerimiz nerede, birbirine vurduğumuz da, kırılacak geleceğimiz.
Zaten topu topu tek geceyiz.

Barkod değil ensemdeki, nasıl satın alacaksın beni ?/ çocukların ulaşamayacağı yerde sakla aşk’ımı.. tedavisi mümkün olmayan yan etkilere tabiiyimdir..// prospektüsümü okumadan kullanma !/

Tüm isimleri sildim telefonumdan, ne güzel kimse numara çeviremeyecek ardımdan.
Kaybolması kolay biriyim, nerde biraz karanlık bulsam bürünürüm…/
en hüzünlü giysimi giydim bu yası bana lütfeder misin ?

-bugünkü menüde aşk var alır mısın ?
-hayır,fazla acı kalbime dokunuyor...

Alışmanında, yaşamak gibi zor anları var.. bağışıklık kazandığında sevdanın kovuğuna yetmiyor toplandığında sen olmayacak adamlar !
Seni kandırabilirdim, mutlu olduğum naraları atıp, iyi hissetmeni sağlayabilirdim..
Sağlamasını yapabilirdim hayatını parçalara böldüğün kadınları, kendimde çarparak../

Ölümden başka herşeyin çaresi vardır../öldüm mü şimdi ben ?
Antiseptik olsun diye işettim çocuğa, yarasını kalbimin,
Olmadı,
Ben o eşikten çoktan geçmişim,
Sahi;

Omurgasız bir uğur böceğimi sandın beni,
Kanadımı kopardığında hissetmeyecektim ?

Wednesday, May 27, 2009

İki...

Evet, senin tek değer verdiğin şey güzellikti; dışarıdan bakınca hemen etkileyen bir güzellikti senin tek istediğin.
Oysa ilk bakışta görülen hiçbir şey derin olamazdı!
Bir güzellik gerçekten güzellikse eğer; ilk bakışta görülememeliydi.
Ben, bu yüzden sevmiştim seni; senin bile göremediğin o muhteşem güzelliği görmüştüm sende! Sen, hep bu yüzden acı çekmiştin; güzellik bakan gözdeydi ve sen bunu hiç bilemedin.
Oysa bu ülkenin tüm okullarında zorunlu ders olarak okutuluyordu Aşık Veysel’in “Güzelliğin beş para etmez / Şu bendeki aşk olmasa” dizeleri!

Bir..

Artık hayatımda olmayacak birini iyi anmaya çalışma çabalarım çevremdeki herkesi çileden çıkarsa da ve bu ısrarıma anlam veremeseler de ben böyleyim.
İnanmışlığımın önüne hiçbir mantık geçmiyor işte…

Madem okuyorsun yazdıklarımı, şimdi dikkat et:

Işığı göremediğin, hayat adına umudunu yitirdiğin ve kendini çıkmaz sokaklarda hissettiğin anlarda bil ki sana iyi dileklerde bulunan bir yürek var...

Monday, May 25, 2009

Tarih tekerrür etmez bunu hangi manyak söyledi ?

Bileğimi kestim / bileğini kestin:
ordan çektiğimiz iki damarı bağladık birbirine.
Artık büyük dolaşım'ın adı, SEVDA'dır!
İçimde hissederken kanını, bu şehrin daraldığını / aşağılara doğru genişlemek istediğini düşünüyorum.
Kanın beni üşütüyor. Sen sakın menenjit olma, e mi?!

'Hiçbir şeyi unutma! Ben unutmayacağım!.'
diye fısıldamıştın kulağıma otobüse binerken.
Arkanda seni seven adam duruyordu. Bakışlarımı kaçırmıştım.
Bakışlarımı kaçırıp yüzümden fidye istemiştim.
Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz!
Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun!

Seyahat acentaları önünde ayrılan,
orada kavuşan, orada bir tutkuya büyümesi için
izin veren insanlardan bizi ayıran nedir ki..
Ayrılığı dört tekerleğin yönüne bindiren mi suçludur, o dört tekerleğe bir beşinci tekerlek olarak eklenen mi?!
Ansiklopediler açıklayamıyor bunu!

Dallı budaklı bir bedende,teras katındayız!
Bütün görüp görebileceğimiz: HAYAT!
O yüzden zar tutma,kağıt kurma,taş çalma aşkın peşinde koştururken!

Kök salmak, bitkilere has bir özelliktir; sen tek bir yere yerleşemezsin.
Geleceksin. Seni ölüme, aykırılığa, başkaldırıya davet eden, ait olduğun, bu soktuğum cehenneme geleceksin.
Bir çeşit love story meselesi!
Ama cesaret, biraz da büzük meselesi!

Sesim duyuluyor mu?! Sesimi işitmeye çalışanların kulakları var mı?!
Gece otobüslerinde cam kenarı masalları.
Gece otobüslerinde valizlere, çantalara doldurulup götürülen onca an!
Gece otobüslerinin seveni karartan o soluk, sarı ışıkları!
Karanlık bir kutu bu.
Karanlığı yasallaştıran, karanlığı bir güç gösterisine dönüştüren,
aydınlıklarla sınırlı olduğunu kanıtlayan bir kutu bu otobüs!
Muavini çağır yanına ve ona de ki: 'ben asla gelmemiştim,asla da dönmüyorum!.

'Zamana arka çıkan kahramanlar, yiğitlikler-trajik çelişkiler ve bir boka yaramayacak hüzünler için yakınlaştık seninle.
Yeni yıkanmış bir salkım üzüm gibiydin şarabını saklayan.
Ben Ortaçağ Avrupası'nı anlatan uzun metrajlı, biraz yavan, biraz vakit geçirtici bir filmdim;
sen ise Nirvana'ya ait şık bir klip!
Aşk, ağır iştir: emekli olamazsın, sigortası yoktur, ikramiye alamazsın, yıllık tatil izni verilmez,greve kalkıştın mı yersin sopayı, her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır,kaza riski yüksektir,amatörce uğraşılır!

Aşk, ağır iştir! Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın .
O, uykuya yenilmek üzeredir, sen ise rüyaya!
Yolculuklar neye ulaşma isteğidir?!
Bir inkar, bir veda, bir çarpışma, bir yaralanma nedeni midir?!
Böyle siktirip gitmek, geride kalanı sahnede zorla Stand Up Tragedia oyuncusu kılmaz mı?!
Bu kılınan, farz mıdır?!

Bambaşka aşk yolculukları yapmak zorunda kalacaksınız.
Bu dediklerim menenjite yol açmaz değil mi?!
Sen frengi de olma!
Karanlık bir kutu bu otobüs. Buğuladığın cama birşeyler yazmaya çalışırken sen, hareket ediyor araç.
Bakıyoruz ardından.

İşte gidiyorsun!
Gidiyorsun işte! Bir kenti terkediyorsun. Belki de sonsuza kadar.
Sonsuzluk neyse, ne halta yararsa, sonsuza kadar kadar terkediyorsun belki de.
Kaybolan farlara, stop lambalarına şöyle seslenmek geliyor içimden:

'Ben bir silahım! Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan !'

K.İskender