Thursday, May 28, 2009

Barkod değil ensemdeki,nasıl satın alacaksın beni ?

’tüm yaraları sen açtığın halde, sende sarmak istiyorum yarınları…/
Derdime deva olamazken, yeniden yalanım olabileceğini nerenden çıkardın ?..’’
Buram buram acı kokuyor, bir parça ister misin? verebilecek başka şeyim kalmadı
Işlediğim kaneviçeli düşlerimden geriye..

beni sevda sözlerinin en üst tepelerinde yaşatsınlar,
Sevmediğim halde öpüşeyim, sevişmediğim halde çocuklarımın babaları olmalarına izin vereyim istiyorum.. Başka adamlara aldanmaya çalışıyorum.
Tuhaf ki, bu sefer mantık salgılıyor kalbim !...

hayatın korkulukları yok, ayağa kalkacaksam
Düşmeyi göze alacağım..şimdilik emeklemek tercihim../
emekli olmak istiyorum
Bana ayrılan bu yaşamdan../ diğer fanilere iyi yaş(l)anmalar …

Yaradanın emriyle oku’yorum../ kendimden başlıyorum bir bilimin insan ilmiğinde ne kadar
Ilim olduğunu anlamaya. bakalım ne kadar zararlıymışım bulunduğum ortamlara../
Kabuk tutan yar(a)larımdan kolye yapsam, takabileceğin boyunlar bulur musun ?
Bir kadın teni beyaz ve titrek../ benden başka tüm kuğulara yaraşır ürkek haller..

Boşluğuna çok asılınca, düştü mü varlığın ?
görebileceğim yerlere koyma kendini,
Her inanış biraz daha aldanış..//

Dilimde sızlayan acının sebebi, sürülen biberlerdendir, su geçirir sanmışım..
Ah ben o soğuk suların tümünü senin şerefine içmişim..
Kadehlerimiz nerede, birbirine vurduğumuz da, kırılacak geleceğimiz.
Zaten topu topu tek geceyiz.

Barkod değil ensemdeki, nasıl satın alacaksın beni ?/ çocukların ulaşamayacağı yerde sakla aşk’ımı.. tedavisi mümkün olmayan yan etkilere tabiiyimdir..// prospektüsümü okumadan kullanma !/

Tüm isimleri sildim telefonumdan, ne güzel kimse numara çeviremeyecek ardımdan.
Kaybolması kolay biriyim, nerde biraz karanlık bulsam bürünürüm…/
en hüzünlü giysimi giydim bu yası bana lütfeder misin ?

-bugünkü menüde aşk var alır mısın ?
-hayır,fazla acı kalbime dokunuyor...

Alışmanında, yaşamak gibi zor anları var.. bağışıklık kazandığında sevdanın kovuğuna yetmiyor toplandığında sen olmayacak adamlar !
Seni kandırabilirdim, mutlu olduğum naraları atıp, iyi hissetmeni sağlayabilirdim..
Sağlamasını yapabilirdim hayatını parçalara böldüğün kadınları, kendimde çarparak../

Ölümden başka herşeyin çaresi vardır../öldüm mü şimdi ben ?
Antiseptik olsun diye işettim çocuğa, yarasını kalbimin,
Olmadı,
Ben o eşikten çoktan geçmişim,
Sahi;

Omurgasız bir uğur böceğimi sandın beni,
Kanadımı kopardığında hissetmeyecektim ?

Wednesday, May 27, 2009

İki...

Evet, senin tek değer verdiğin şey güzellikti; dışarıdan bakınca hemen etkileyen bir güzellikti senin tek istediğin.
Oysa ilk bakışta görülen hiçbir şey derin olamazdı!
Bir güzellik gerçekten güzellikse eğer; ilk bakışta görülememeliydi.
Ben, bu yüzden sevmiştim seni; senin bile göremediğin o muhteşem güzelliği görmüştüm sende! Sen, hep bu yüzden acı çekmiştin; güzellik bakan gözdeydi ve sen bunu hiç bilemedin.
Oysa bu ülkenin tüm okullarında zorunlu ders olarak okutuluyordu Aşık Veysel’in “Güzelliğin beş para etmez / Şu bendeki aşk olmasa” dizeleri!

Bir..

Artık hayatımda olmayacak birini iyi anmaya çalışma çabalarım çevremdeki herkesi çileden çıkarsa da ve bu ısrarıma anlam veremeseler de ben böyleyim.
İnanmışlığımın önüne hiçbir mantık geçmiyor işte…

Madem okuyorsun yazdıklarımı, şimdi dikkat et:

Işığı göremediğin, hayat adına umudunu yitirdiğin ve kendini çıkmaz sokaklarda hissettiğin anlarda bil ki sana iyi dileklerde bulunan bir yürek var...

Monday, May 25, 2009

Tarih tekerrür etmez bunu hangi manyak söyledi ?

Bileğimi kestim / bileğini kestin:
ordan çektiğimiz iki damarı bağladık birbirine.
Artık büyük dolaşım'ın adı, SEVDA'dır!
İçimde hissederken kanını, bu şehrin daraldığını / aşağılara doğru genişlemek istediğini düşünüyorum.
Kanın beni üşütüyor. Sen sakın menenjit olma, e mi?!

'Hiçbir şeyi unutma! Ben unutmayacağım!.'
diye fısıldamıştın kulağıma otobüse binerken.
Arkanda seni seven adam duruyordu. Bakışlarımı kaçırmıştım.
Bakışlarımı kaçırıp yüzümden fidye istemiştim.
Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz!
Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun!

Seyahat acentaları önünde ayrılan,
orada kavuşan, orada bir tutkuya büyümesi için
izin veren insanlardan bizi ayıran nedir ki..
Ayrılığı dört tekerleğin yönüne bindiren mi suçludur, o dört tekerleğe bir beşinci tekerlek olarak eklenen mi?!
Ansiklopediler açıklayamıyor bunu!

Dallı budaklı bir bedende,teras katındayız!
Bütün görüp görebileceğimiz: HAYAT!
O yüzden zar tutma,kağıt kurma,taş çalma aşkın peşinde koştururken!

Kök salmak, bitkilere has bir özelliktir; sen tek bir yere yerleşemezsin.
Geleceksin. Seni ölüme, aykırılığa, başkaldırıya davet eden, ait olduğun, bu soktuğum cehenneme geleceksin.
Bir çeşit love story meselesi!
Ama cesaret, biraz da büzük meselesi!

Sesim duyuluyor mu?! Sesimi işitmeye çalışanların kulakları var mı?!
Gece otobüslerinde cam kenarı masalları.
Gece otobüslerinde valizlere, çantalara doldurulup götürülen onca an!
Gece otobüslerinin seveni karartan o soluk, sarı ışıkları!
Karanlık bir kutu bu.
Karanlığı yasallaştıran, karanlığı bir güç gösterisine dönüştüren,
aydınlıklarla sınırlı olduğunu kanıtlayan bir kutu bu otobüs!
Muavini çağır yanına ve ona de ki: 'ben asla gelmemiştim,asla da dönmüyorum!.

'Zamana arka çıkan kahramanlar, yiğitlikler-trajik çelişkiler ve bir boka yaramayacak hüzünler için yakınlaştık seninle.
Yeni yıkanmış bir salkım üzüm gibiydin şarabını saklayan.
Ben Ortaçağ Avrupası'nı anlatan uzun metrajlı, biraz yavan, biraz vakit geçirtici bir filmdim;
sen ise Nirvana'ya ait şık bir klip!
Aşk, ağır iştir: emekli olamazsın, sigortası yoktur, ikramiye alamazsın, yıllık tatil izni verilmez,greve kalkıştın mı yersin sopayı, her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır,kaza riski yüksektir,amatörce uğraşılır!

Aşk, ağır iştir! Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın .
O, uykuya yenilmek üzeredir, sen ise rüyaya!
Yolculuklar neye ulaşma isteğidir?!
Bir inkar, bir veda, bir çarpışma, bir yaralanma nedeni midir?!
Böyle siktirip gitmek, geride kalanı sahnede zorla Stand Up Tragedia oyuncusu kılmaz mı?!
Bu kılınan, farz mıdır?!

Bambaşka aşk yolculukları yapmak zorunda kalacaksınız.
Bu dediklerim menenjite yol açmaz değil mi?!
Sen frengi de olma!
Karanlık bir kutu bu otobüs. Buğuladığın cama birşeyler yazmaya çalışırken sen, hareket ediyor araç.
Bakıyoruz ardından.

İşte gidiyorsun!
Gidiyorsun işte! Bir kenti terkediyorsun. Belki de sonsuza kadar.
Sonsuzluk neyse, ne halta yararsa, sonsuza kadar kadar terkediyorsun belki de.
Kaybolan farlara, stop lambalarına şöyle seslenmek geliyor içimden:

'Ben bir silahım! Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan !'

K.İskender

Thursday, April 30, 2009

Ateş ve Buz

Bazıları dünyanının sonunun ateş olduğunu söylüyor,
Bazıları da buz.
Tutkuyu tattığımdan
Ateşi tercih ediyorum ben.
Ama iki kere yok olacaksa dünya,
Biliyorum nefreti yeterince
Buzla da yok olsun
Diyebilecek kadar.

Robert Frost

Monday, April 27, 2009

Alacakaranlık

Üç şeyden emindim. Birincisi, Edward bir vampirdi, ikincisi, bir yanı benim kanıma susamıştı ve bu yanının ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordum. Üçüncüsüyse, koşulsuz ve geri dönülmez bir biçimde ona aşık olmuştum.

Sunday, April 26, 2009

Yeni ay

Peri masalı tekrar başlamıştı. Prens dönmüş, kötü büyü bozulmuştu. Ama çözülemeyen karakter hakkında ne yapmam gerektiğini bilemiyordum. Gökten düşen üç elma neredeydi?
Haftalar geçmesine rağmen Jacob hala telefonlarıma cevap vermiyordu. Artık merak etmeye başlamıştım. Sanki beynimin içinde sürekli damlayan bir musluk vardı ve ben onu ne kapatabiliyordum ne de duymazdan gelebiliyordum. Pıt, pıt, pıt. Jacob, Jacob, Jacob.